Kalça Eklem Rezeksiyonu

6 Mart 2017

KALÇA EKLEM REZEKSiYONU 

18. Yüz yılda ampustasyon, travma ve infeksiyonun sıklıkla da tüberkülozun tedavisinde yoğun olarak kullanılmasına rağmen diğer eklemlere yapılan ampütasyon çok nadirdir. Buna rağmen duyarlı cerrahlar uzuv kurtarma operasyonlarının olabilirliği düşünmeye başlamıştır. 9 Şubat 1769’da Kraliyet Cemiyetinin toplatışında Charles White sol omzunda muhtemel tüberküloz bağlı büyük apsesi olan 14 yaşında erkek çocuğu vaka olarak sunulmuştur. Hastayı apse drenajı yaparak ve humerus üst ucundaki nekrotik dokuları temizleyerek tedavi etmiştir. Yüz güldürücü sonucun sürpriz olması ile beraber kolun fonksiyonlarını korunmuş ve uzuv yerinde kalmıştır. White hiçbir zaman yaşayan hastalarda kalça eklem rezeksiyonu yapmamıştır.

Kadavralar üzerinde yapmış olduğu ameliyatlar sonrası kalça eklem rezeksiyonun kullanılabilir olduğunu ortaya koymuştur. Park ve Moreau amputasyonun yerine eklem rezeksiyonu popülarize etmiştir. James Syme eklem rezeksiyonunu tavsiye etmiştir fakat kalçanın bu operasyon için uygun olmadığına inanmıştır. 1822 yılında femur başı çıkığı ile beraber kronik apsesi olan hastaya Anthony White tarafından Londra’nın Westminster Hastanesinde kalça eklem rezeksiyonu yapılmıştır. Hastanın postoperatif deformitesi düzelmiştir ve hasta açık kırık varmış gibi uzun atel kullanılarak tedavi edilmiştir. On iki ay sonra yarası iyileşen hasta belirgin olarak fonksiyonlarını geri kazanmıştır.

Özel  enstrümanlar üreten Moreau Londra’da bir enstrüman tasarımcısı tarafından 1790 yılında imal edilen “saat zincirine benzer eklemleri olan” bükülebilen testereye sahipti. Bu alet kemiğin etrafında kalın iğne yardımı ile geçirildi. Bernard Heina bu düşünceyi bir adım daha öteye taşıyarak 18321de zincir osteotomu bulmuştur. Bu buluş kemiğin küçük bir insizyondan hızlı bir şekilde kesilmesini sağlayarak hali hazırda bulunan testerelere göre avantaj sağlamıştır. Heine 1835 yılında Paris’te bu icadı sebebiyle önemli bir ödül olan Monthyon Ödülü’nü almıştır. Heine geniş hayvan deneylerinde rezeksiyon sonrası kemik rejenerasyonu hakkında çalışmalar yapmıştır. Louis Oiller, Lion şehrinde hastalar ve deney hayvanlannda rezeksiyon operasyonunu kullanarak kemik rejenerasyonu ve periost fonksiyonu hakkında çalışmalar yapmıştır. Bu konu hakkında iki ciltlik çalışmasında hastada yapılacak olan kalça eklem rezeksiyonunu çok iyi tariflenmiştir. 19.yüzyıl ortalarında kalça eklem rezeksiyonu iyice kabul, görmüş olup Erichsen tarafından “zor olmayan performans” olarak tanımlanmıştır. Ameliyat sonrası hastalar uzun atellere konularak takip edilmiştir. Lewis Sayre, Amerika Birleşik Devletleri’nde kronik enfeksiyon sonrası kalça eklem rezeksiyonunda büyük otör haline gelmiştir.  İlk prosedürünü 1854 yılında 9 Yaşında kız çocuğuna muhtemel tüberküloza bağlı “morbus coxarius” tanısı ile yapmıştır. Bu vaka yayınlarında çok tartışılmıştır. Bu bildirileri takiben 39 cerrah tarafından yapılan 59 kalça eklem rezeksiyonu analiz edilmiştir. Ameliyat sonrası erken dönemde sekiz hasta ölmüştür. Geriye kalanlar ise geç komplikasyonlar sıklıkla tüberkülozdan ölmüştür. Sayre kalça rezeksiyonu tartışmak için Avrupa’da seyahate çıkmıştır ve çalışmaları nedeniyle Norveç Krallığı tarafından ödüllendirilmiştir. Sayre, 1876 senesinde Philadelphia’daki uluslararası tıp kongresinde aralarında Lister’in de bulunduğu bir grup cerrahın önünde ameliyatı göstermiştir. Gibrey Newyork’ta Sayre’yı desteklemiş ve yağlı dejenerasyondan veya amiloidozdan korunmanın ve ilerlemeyi tersine çevirmenin operasyonun en kıymetli yönü olduğunu ortaya koymuştur. Çünkü kemik ve eklem tüberkülozunda en sık ölüm sebebi sekonder amiloidozdur . Leipzig’de Volkmann daha konservatif davranıp kalça eklem rezeksiyonun sadece hayat kurtarma amaçlı yapılmasını savunmuştur. Fransız cerrahlar da tüberküloz sonrası kalça eklem rezeksiyonuna sıcak bakmayarak konservatif kalmışlardır ve Calot kötü bir operasyon olduğuna inanmıştır. Uzun zaman sonra Oxford’tan Gathorne Robert Girdlestone tarafından kalça eklemi rezeksiyonu prosedürü olarak bilinen operasyon çok iyi şekilde incelenmiştir. 1940 yılında basılan kemik ve eklem tüberkülozu kitabında Girdlestone ameliyatın basamaklarını ayrıntılı şekilde anlatmıştır. (a) eklemin ön ve üst yüzeyinin tam olarak ortaya konması, (b) sinovya ve kapsülün rezeksiyonu, (e) büyük trokantere yapışan tüm yapıların ayrılması, (d) femur başının kalan bölümünün disloke edilmesi ve asetabulumun temizliği ve (e) hastalığın derecesine bağlı olarak sıklıkla küçük trokanterin üzerinden transvers osteotomi. Ameliyat sonrası hastalar kurulan bir düzenek üzerinden traksiyonla tedavi edilmiştir. Tüberkulozun antibiyotikler ile kontrolünden sonra bu ameliyat neredeyse terk edilmiştir sadece infekte protezlerde kurtarıcı operasyon olarak kullanılmaktadır.

Girdlestone tüberküloz ve diğer infekte vakalar haricinde aynı zamanda ağır bilateral osteoartritli kalçalarda hareket kazanmak için de femur baş ve boynunu rezeke etmiştir.

Leave a Comment