Kategori: Kırık ve Çıkıklar

21 Mart 2017

Kalça operasyonu için enfeksiyon ve travma dışı birçok endikasyon vardır. Cerrahların tecrübeleri arttıkça kalça eklemini tutan hallere bağlı gelişen deformite ve/veya fonksiyon kısıtlığını ortadan kaldırmak amaçlı yeni operasyonlar bulmuşlardır. Değişik osteotomi endikasyonlarının ve değişik ostetomi tekniklerinin gelişiminde deformiteyi düzeltme ameliyatları ile fonksiyonu artırmak için deformite yaratma ameliyatları arasında ince bir etkileşim vardı. Kalça osteotomileri, ampütasyon ve rezeksiyon ile karşılaştırıldığında birçok problemi çözmede çok kullanışlılar. Çok sayıda ve çeşitlilikte prosedürün olması bunu açıklamaktadır. Kalçaya ilk osteotomiyi 22 Kasım 1826 yılında Philadelphia’da John Rhea Barton gerçekleştirmiştir. Hastası, 20 ay önce denizde düşme öyküsü olan 21 yaşında denizcidir ve hastanın çıkık veya kırık olan kalçasına kontüzyon tanısı konmuştur. Barton tarafından hasta görüldüğünde kalça belirgin fleksiyon ve addüksiyonda ankiloze idi ve kalça eklemi çevresinde hatırı sayılır şişkinlik vardı. Hastayı hastanede bir yıla yakın gözlem altında tuttuktan sonra Barton dikkkatlice planladığı ameliyat yaptı. Barton yapacağı işlem için dar ve kuvvetli testere yaptırdıktan sonra, femurun üst ucu boyunca uzanan kısa ve kası ayıran tipte insizyon yardımı ile femur boynunun başlangıç yerinden kemiği ayırdı. Ameliyat sonrası yara ikincil bakım ile sadece bir erizipel atağı

6 Mart 2017

KALÇA EKLEM REZEKSiYONU  18. Yüz yılda ampustasyon, travma ve infeksiyonun sıklıkla da tüberkülozun tedavisinde yoğun olarak kullanılmasına rağmen diğer eklemlere yapılan ampütasyon çok nadirdir. Buna rağmen duyarlı cerrahlar uzuv kurtarma operasyonlarının olabilirliği düşünmeye başlamıştır. 9 Şubat 1769’da Kraliyet Cemiyetinin toplatışında Charles White sol omzunda muhtemel tüberküloz bağlı büyük apsesi olan 14 yaşında erkek çocuğu vaka olarak sunulmuştur. Hastayı apse drenajı yaparak ve humerus üst ucundaki nekrotik dokuları temizleyerek tedavi etmiştir. Yüz güldürücü sonucun sürpriz olması ile beraber kolun fonksiyonlarını korunmuş ve uzuv yerinde kalmıştır. White hiçbir zaman yaşayan hastalarda kalça eklem rezeksiyonu yapmamıştır. Kadavralar üzerinde yapmış olduğu ameliyatlar sonrası kalça eklem rezeksiyonun kullanılabilir olduğunu ortaya koymuştur. Park ve Moreau amputasyonun yerine eklem rezeksiyonu popülarize etmiştir. James Syme eklem rezeksiyonunu tavsiye etmiştir fakat kalçanın bu operasyon için uygun olmadığına inanmıştır. 1822 yılında femur başı çıkığı ile beraber kronik apsesi olan hastaya Anthony White tarafından Londra’nın Westminster Hastanesinde kalça eklem rezeksiyonu yapılmıştır. Hastanın postoperatif deformitesi düzelmiştir ve hasta açık kırık varmış gibi uzun atel kullanılarak tedavi edilmiştir. On iki ay sonra yarası iyileşen hasta belirgi

1 Mart 2017

Judet kardeşlerin hemiartoplastisi ve Smith-Petersen’in biçimlendirici artoplastisi rekonstrüktif kalça cerrahisinde cerrahlara büyük tecrübe katmıştır ve aynı zamanda teknikleri ve sonuçtan geliştirmek amaçlı, yeni düşünceler ve doğrultuda ilerlemeler için teşvik etmiştir. 19. Yüzyılın son dekatında Berlin’de yaşayan Themistocles Gluck insan vücudunun büyük yabancı cisimleri tolere edebildiğini göstermiştir ve fildişinden yapmış olduğu kendi dizaynı total diz eklemini reçine ve sünger tası veya paris alçısının karışımdan oluşan çimento ile fikse etmiştir. Gluckın çalışması uzun serili hayvan deneylerine dayanıyordu. Kendi klinik olgularının tümünde hastaların eklemleri tüberküloz veya diğer ciddi hastalıklar tarafından hasara uğratılmıştır. 1938 Yılında Londra’lı Philip Wiles, Stili hastalığına yakalanmış altı hastaya paslanmaz çelikten eş femoral komponem ve asetabuleı komponenti olan kalça replasmanlan yapmıştır. Asetabulumu vidalar ile tespitlemiştir ve baş komponenth stem, düz plak ve vidalardan oluşur. 2. Dünya Savaşı araya girmiştir ve savaş sonrası Wiles kendi fikirlerinde ısrarcı olmamıştır.

İntrakapsüler kalça kırıklannın tedavisinde hemiartroplastinin popüler hale gelmesi ile beraber operasyon mantık gereği asetabuler komponenti de içerir hak gelecek şekilde genişlemiştir. Tüm metal kombinasyonları M

21 Şubat 2017

Hipokratın zamanından beri cerrahlar için kalça kırıkları problem oluşturmuştur. Bu lonklan 1882 yılında Astley Cooper kanlanma durumu ve kaynağın temel olarak ekstrakapsüler ve intrakapsüler olarak ikiye ayırmıştır. İntrakapsüler kırıkların iyileştiğini hiç görmemiştir. 1857 senesinde Amerikalı cerrah Frank Hastings Hamilton hem intra ve hemde ekstra kapsüler kınklann olduğu 39 vakanın sonuçlarını değerlendirmiş ve sonucu “başansız” bulmuştur. Operatif tedavi metodlarının başarısız olması cerrahları başka çözümler aramak için cesaretlendirmiştir.

1878 yılı nisan ayında Deutsche Gesellschaft für Chirurg toplantısında Bernard Langenbeck kaynamamış ekstrakapsüler kalça kırığında gümüş plaklı metal vidalar ile açık redüksiyon ve intrnal fiksasyonu tariflemiştir. Aynı toplantıda Friedrich Trendelenberg kendi vakası olan genç erkekte ekstraartiküler kalça kırığını fildişi çiviler ile açık redüksiyon sonrası fikse ettiğini bildirmiştir. Diğer bir takım anektodlar da şunlardır; Chicago’dan Nicolas Senn (a) intrakapsüler kırıkların bazen iyileştiğini ve (b) kedilerdeki kırıklarda internal fıksasyonla iyileşmenin sağlandığını göstermiştir. Buna dayanarak 1883 yılında bazı vakalarda internal fiksasyon ve açık redüksiyon yapılmıştır. Diğer cerrah arkadaşlarının karşıt görüşlerine rağmen düş

17 Ekim 2016

Kalça çıkığı femur başındaki topuzun leğen kemiğinde olan soketten çıkması sonucu oluşur. Hastaların tedavisinde geç kaldıkları takdirde tek taraflı çıkıklarda 10-11 yaşa kadar, iki taraflı çıkıklarda ise 6-7 yaşlara kadar başarılı sonuç alınıyor. Yetişkinlerde kalça çıkıklığı kişinin bacak boyunun bir miktar kısaldığı anlamına gelir. Çıkıkların %90’ı arkaya doğru çıkıklardır. Nadiren kalça alınan travmanın yönüne bağlı olarak öne doğru çıkar. Hiçbir kırık-çıkık veya kas-sinir hastalığı olmaksızın, kalça eklemini oluşturan uyluk kemiğinin başı ile leğen kemiğinin arasındaki ilişkinin bozulması sonucu ortaya çıkan bu rahatsızlık, erken teşhis edildiğinde modern tıbbi yöntemler sayesinde başarı ile tedavi edilebilmektedir. Bu durumda bacak uzar ve dışa doğru dönük olur.

28 Nisan 2016

Kırık, bir kemiğin çoğunlukla büyük basınçların etkisinde kalmasıyla parçalanması. Kırıklar genellikle üçe ayrılarak sınıflandırılır: Yer değiştirmesiz yalın kırıklar; yer değiştirmeli kapalı kırıklar; açık kırıklar. Açık kırıklar, kırıkların genel tehlikelerinin yanı sıra, mikrop kapma tehlikesi taşıyan bir yara da ortaya çıktığından, daha karmaşık sorunlara yol açabilirler. Kırıkların tedavisinde, kırık uçlar eski durumlarına getirilip birleştirilerek öylece kalmalarının sağlanması genellikle, birkaç haftada kaynama ve iyileşmeyle sonuçlanır.

Günümüzde metal plaka ve vidaların gün geçtikçe daha yaygın biçimde kullanılması, sorunları önemli ölçüde azaltmıştır. Çoğunluğu tropikal bölgelerde yaşayan 7 500 türü bulunan eklembacaklı sınıfı (Diplopoda). Silindirsi gövdelerini oluşturan parçaların her birinde birer çift kısa bacak bulunan kırkayaklar sınıfı üyeleri, hümüs içine gömülerek, topraktaki çukurlarda ya da mağara kovuklarında yuvalanarak yaşarlar. Bir tehlikeyle karşılaşınca, dertop olarak kötü kokular salgılarlar. Birçok türde göz bulunmaz; buhmanlardaysa, yanyana toplanmış çok sayıda yalıngözden oluşur.

28 Nisan 2016

Bir eklemi yapan kemiklerin yer değiştirerek, aralarındaki olağan ilişkinin sürekli olarak bozulmasıdır. Çıkık, ekleme dolaylı ya da dolaysız olarak etki yapan dıştan bir gücün baskısıyla oluşabileceği gibi eklemi oluşturan kemiklerde doğuştan var olan bozukluktan da ileri gelebilir. Bunun dışında eklemdeki iltihap ve ur gibi durumlar da çıkığa neden olabilir. En önemli belirtileri, hareketle artan ağır ve işlev bozukluğudur. Çıkık olunca eklem olağandışı ve çoğu kez belirgin bir durum alır. Bu durumu biraz düzeltme olanağı varsa da bırakılınca hemen eski durumunu alır. Bu, çıkığın en önemli bulgusudur. Eklemi yapan kemikler arasındaki ilişkinin bozulmasıyla kimi bölümlerde olağandışı çıkıntılar, kimi yerlerde de çöküntüler görülebilir. Eklem hareket ettirilmeye çalışıldığında kemik yüzlerinin sürtünmesiyle bir kıtırtı duyulabilir. Çıkık olan yerde şişlik ve doku içinde-kanama olmuşsa morluk görülebilir. Eklemlerler arasında en sık omuz ekleminde görülür. Ayrıca dirsek, bilek, köprücük, başparmak, kalça, dizkapağı ve çenede de rastlanabilir. Çok işleyen eklemlerde, kapsülü dirençsiz olanlarda ve açılıp kapanma hareketi geniş olan eklemlerde daha sık görülür. Çıkıktan kuşkulanıldığı zaman eklem, hareket etmesini önleyecek biçimde sabitleştirilerek bir hekime gösterilmelidir.